PLANETDP // HABERLER // The Goldfinch (2019) - Saka Kuşu (İnceleme)

The Goldfinch, Theodore (Theo) Decker'ı izliyor. Theo onüç yaşında annesiyle yaşıyor zira alkolik babası başka bir kadınla kaçıp onları bırakmış. Okulda ki bir şeyden dolayı müdür Theo’nun annesini çağırır. Erkenden okula varınca zaman geçirmek için New York Metropolitan Sanat Müzesi’ne girerler. Ancak tesadüf bu ya bir terör saldırısı düzenlenir o sırada ve annesi ölür. Theo patlamadan sonra annesinin en sevdiği çok eski ve çok değerli Goldfinch tablosunu, ölmekte olan bir adamın tavsiyesine uyarak çalar. Adam bir de yüzüğünü teslim eder ona. Böylece gizemle başlar film ve ne yazık bir dala tünemiş küçük sarı saka kuşuyla beraber dımdızlak ortada kalmıştır Theo.

Önce okuldan bir arkadaşının zengin ailesinin yanına sığınır. Geçimli ve sakin tabiatıyla kısa sürede evin annesi Mrs. Barbour onu çok sever ve süreli misafirlik devamlıya evrilecekken Theo’nun babası çıkagelir. Onu alıp beraber yaşadığı kendi gibi garip kadınla Teksas’a çölün ortasında ki garip ve çoğu boş evlerin olduğu bir yere mahkum eder. Neyse ki Theo burda kendi gibi annesi ölmüş bir çocukla arkadaşlık kuracaktır. Dünya’yı dolaşıp duran ve garip babasıyla yaşayan Boris’le kanka olurlar ve yapmadıkları serserilik kalmaz küçük yaşlarına rağmen.

Film, Theo’nun yaşadığı büyük kaza, annesinin ölümünün onda bıraktığı derin ve onarılamaz yara, çocukluğu ve gençliği arasında gidip gelerek sürer. Theo artık büyümüş yakışıklı bir delikanlı olmuştur. Daha çocukluğunda bir tesadüf tanıştığı antikacının yanında çalışmaktadır artık. Zenginlerin tablolarla dolu evlerinde ve çalıştığı antikacının satış ve onarım bölümlerinde hayatın değişik yönlerini tanıma fırsatı bulur. Ama saka kuşuyla beraber çıktıkları yolculuk Theo’nun içinde ki anne özlemini ve açılan yarayı hiç kapatmaz. Saka kuşu kadar kırılgan ve ürkek kalır hep hayata karşı… Uyuşturucu ve alkolle ise iç içe. Çocuklukta yaşanan travmalar ve kayıplar büyüse bile böyle yapar adamı sanırım.

Ve film giderek hareketlenir. Başı belaya girer, çocukluk arkadaşı Boris’le tekrar yolları kesişir ve film adeta bir aksiyon filmine dönüşür. Bu filmde her türden bir tutam var gibi zaten. Bir aile filminde rastlanacak ögeler, ağır dram, aksiyon, suç, gizem ne ararsan. Filmin senaryosu, yazar Donna Tartt’ın aynı isimli romanından uyarlanmış. Roman eleştirmenlerce oldukça başarılı bulunmuş. Hatta, Proust, Dickens, Dostoyevski ve Nabokov ile karşılaştırılmayı hak ediyor, diyenler bile var. Film için ise romana sadık kalacağım derken film formatından kaydığı ve dizi formatına benzediği yönünde eleştiriler var. Çok detaylı ve uzun bir romanı konuya ve olaylara sadık kalarak uyarlamak başlı başına zor bir iş tabii. Ama ben eleştirilere katılmıyorum. Romanı okumadım ama uzun da olsa filmi başarılı ve ilgi çekici hatta yer yer eğlendirici bile buldum. Hele Theo ve Boris arasındaki arkadaşlık çok güzel planlarla filme aktarılmış.

Oyunculuklar ise çok iyi. Mrs. Barbour rolüyle Nicole Kidman her zaman ki gibi soğuk ama zarif ve çekici güzelliği ve oyuncuğu ile göz dolduruyor. Theo’nun çocukluğunu canlandıran yaşına rağmen oldukça fazla işi olan Oakes Fegley diğer seyrettiğim filmleri olan Pete's Dragon (2016) ve Wonderstruck (2017)’de olduğu gibi süperdi. Gençliğini canlandıran Ansel Elgort da seyrettiğim diğer harika filmleri olan The Fault in Our Stars (2014) ve Men, Women & Children (2014) de olduğu gibi çok iyiydi. Kankası Boris’in çocukluğunu oynayan Finn Wolfhard zaten on parmağında on marifet değişik suratıyla tam bir fırlama velet. Onu elbette en çok Stranger Things (2016) dizisiyle tanıyoruz. Diğer bir çok karakter var filmde ve hepsi de tanınmış ve kendini kanıtlamış sanatçılar. Burada da işlerini bihakkın yapmışlar vesselam. Film tekniği acısından ise bir yenilik yok. Var olan dolu ve uzun senaryo başarılı bir şekilde beyazperdeye yansıtılmış denebilir.

Kaynak:Blogum filmdizikitaptr

 

Yorumlar (1)

Putte     06/19/2020 02:06 Id:1118


*Admin

Harika bir inceleme kalemine sağlık. Filmi de listeme aldım.